eBabil Yazarlarıyla Röportaj Serisi 6. Bölüm: SEMA TÜRKMEN BÜYÜKKEÇECİ

MEB İngilizce Ders Kitaplarını Dijitalleştirme Harekatı: eBabil.net projesi kapsamında İngilizce dersleri için Kahoot; Prezi, Quizizz, Padlet, Coggle, Plickers, Wordwall ve Canva kullanarak aşağıdaki başlıklar dahilinde yüzlerce Akıllı Tahta ve EBA uyumlu dijital ders materyalleri üretilmektedir.

2 aydan bu yana gönüllü İngilizce öğretmenlerimizin özverisiyle yüzlerce İngilizce ders materyali üretilmiş ve bu materyaller tamamen ücretsiz ve reklamsız bir şekilde sizlerin istifadesine sunulmuştur. Öte yandan bu içerikler 2 aylık süre zarfında yaklaşık 300 bin kez incelenmiş ve uzaktan eğitim sürecinde onbinlerce öğrenci ve öğretmen tarafından kullanılmaya devam etmektedir. Bu formu doldurarak siz de proje dahil olabilir ve içeriklerinizi onbinlerce kişiye ulaştırarak literatürde yer alabilirsiniz. Ayrıca içeriklerin daha pratik bir şekilde paylaşılabilmesi için Instagram hesabımızı takip ederek 10 bin takipçiye ulaşma hedefimize destek olabilirsiniz.

eBabil Yazarlarıyla Röportaj Serisi 6. Bölüm: SEMA TÜRKMEN BÜYÜKKEÇECİ

Bu röportajımızda ise tamamen gönüllü bir şekilde İngilizce ders literatürüne katkıda bulunmak için onlarca materyal üreten eBabil yazarlarından Sema Türkmen Büyükkeçeci hocamıza kulak vereceğiz. 

  • Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Merhaba ben Sema Türkmen Büyükkeçeci. Marmara Üniversitesi mezunuyum. 13 yıllık öğretmenim. 9 ve 1.5 yaşında iki oğlum, 7 yaşında bir kızım var. Sürekli kurslara, seminerlere katılmayı seven, disiplinli, yeni arayışlar içinde, hala öğrenci ruhunda bir öğretmenim. Yeni şeyler öğrenmek, sürekli başarı duygusu yaşamamı sağlayacak işler yapmak bana her zaman iyi gelmiştir. Bu yüzden alanımla ilgisi olsun olmasın çeşitli sebeplerle kurslara katılırım. Öğrendiklerimi kendi gelişimimde, çocuklarım için ya da öğrencilerim için kullanıp yol göstermeyi severim. Kitap okumak, küçük çapta yazılar yazmak, yeni yerler görmek, yeni bilgiler öğrenip birilerine faydalı olmak benim hobilerim arasında diyebilirim. Her işi yaparken öncelikle aileme ve kendime olan saygımı yitirmemeyi düşünür, ona göre hareket ederim. Her zaman önceliğim azla yetinebilmek, çokla baş edebilmektir.

  • Neden öğretmenlik mesleğini ve bu mesleğin İngilizce branşını seçtiniz?

Aslında öğretmenlik hiç bana göre değil diye düşünen biriydim. Lise döneminde tanıdığım İlkay Hocam her zaman hayran olduğum biriydi. O zamanlar onun yönlendirmesiyle dil bölümünü seçtim. Ben aslında sayısalı kötü olmayan nadir İngilizcecilerden biriyim 🙂 Ama İlkay hocama olan hayranlığım ve dil bölümünü çok çalışmadan da yapabileceğimi düşünerek bu bölümü seçtim. Ama hep mütercim tercümanlık okuyup yurt dışına gitmekti hayalim. Puanım geldiğindeyse yine hocamın yönlendirmesiyle eğitim fakültesini seçtiğimde hala öğretmenlik yapamam, sabredemem diye düşünüyordum. Üniversiteye başladığımdaysa oradaki kıymetli hocalarım sayesinde ve özel dersler verdiğim esnada öğretmenliğin bana göre olduğunu anladım.

  • Öğretmen olmasaydınız hangi alanda çalışmak isterdiniz?

Öğretmen olmasaydım hukuk alanında çalışmak isterdim. Zaten rahatlığı seçmeseydim hukuk okuyup hakim olmak istiyordum. Ama hukukçuların kalın kitapları ve adaleti sağlamada yaşayabileceğim vicdanım azabı korkusundan dolayı seçmedim 🙂

  • En büyük hayaliniz/hedefiniz nedir?

Benim en büyük hayalim çok klişe ama gerçekten dünyayı dolaşmaktır ve hep bir kitap yazmak istemişimdir. Hayal gücümde olanları kelimelere dökmeye başlayıp bıraktım hep. Umarım bir gün tamamlarım.

  • Öğrencilerinizle olan unutamadığınız bir anınız var mı?

Öğrencilerimle aslında çok anılarım var. Ama öğretmenlikte ilk günümü anlatayım size. Öğretmenliğe başladığım gün, ilk teneffüsü hiç unutamam. Bir öğretmen gelip “7-C sınıfında X öğrenci biber gazı ve çakı getirmiş yakaladık, yine başladık, ne yapacağız?” falan gibi konuşuyorlardı. Ben de ilk günüm ve deli gibi korkuyorum ne yapacağım diye. Okuldaki tek İngilizce öğretmeni olduğum için her sınıfa giriyordum ve o gün benim de o sınıfa dersim vardı. Herkes öğrenciyi anlatıyor ve ben başıma ne geleceğini korka korka dinliyordum. Öğrencimizin biraz rahatsız olduğunu, geçen yıl neler yaptığını, her şeyi dinledim. İçimde korkudan ölüyorum ama dışa yansıtmamaya çalışıyorum 🙂 “Acaba öğrenciyi tanır mıyım?, Bana ne der?, Ne yapar?” tam bir muamma. Derse girdim, kalbim gerçekten de küt küt atıyor ama sakin görünmeye çalışıyorum. Öğrencileri selamladım, masama oturdum. Şöyle bir bakınca en önde oturan öğrencimi gördüm ve anladım kim olduğunu. Sonra yoklama yapıp onun adını söylediğimde bir asker gibi kalktı hazır ola geçip bağırarak “Burada!” dedi. İçimden “Eyvah!” dedim başlıyoruz galiba. Ona belli etmemeye çalışarak gülümsedim. Onunla biraz daha sohbet ettim. Sorular sordum, cevapladı. Ders bittiğinde ben sınıftan çıkacakken koştu, kapıyı açtı, yine asker gibi selam verdi. “Buyurun hocam” dedi. “Teşekkürler” dedim. Sonra o öğrenciyi koridorda da görsem “Merhaba, nasılsın?” diye sorardım. O da bana selam verirdi. Kaç metre öteden beni gördüğünde koşar “Nasılsın hocam?” der, ben de “İyiyim, sen nasılsın?” derim. O da “iyiyim” der koşa koşa geri giderdi. Ben her derse girdiğimde her gün bir gül getirir, bana verir ve gül yaprakları dökerdi başımdan aşağı bazen. O öğrencimi hiç unutmuyorum 🙂

  • Zümrelerinizle olan unutamadığınız bir anınız var mı? 

Zümrelerimden biriyle yaşadığım ve unutamadığım benim için çok önemli olan bir anıyı anlatabilirim size. Benim üniversite yıllarında tek not tuttuğum ders olan “Türklere İngilizce nasıl öğretilir?” tarzında olan bir dersin notları vardı. Benim o defterimdeki notlarla birçok kişi dersi geçmişti. O defteri öğretmenliğe başladığımda bana yol gösterebilecek bilgiler olması açısından hep saklamıştım. Ancak öğretmenliğe ilk başladığım yıllarda defterimi kaybetmiştim. Bundan 3 yıl önce Yalova’ya bir hizmet içi kursa katıldım. O sırada başka bir grup hoca da oradaydı. Birkaç gün birlikte zaman geçirdiğimizde hocalardan birinin Marmara mezunu olduğunu öğrendim. Ona o dersten ve notlardan bahsettim. Eğer ders notları duruyorsa bana gönderebilip gönderemeyeceğini sordum. O da hatırlatırsam göndereceğini söyleyince baya bir rahatsızlık verdikten sonra notları Ganime Hocam’dan aldım 🙂 Çok kafaya taktığım bir olayı çözmüştüm. Çünkü notlarımı hocamdan bile istemiştim o zamana kadar 🙂 Buradan da Ganime Hocam’a teşekkür ediyorum.

  • İdarecilerle (okul müdürü, il-ilçe müdürleri vs) olan unutamadığınız bir anınız var mı?

İdarecilerle değil ama hizmet içi şube müdürü ile bir anım var. Öğretmenliğe ilk başladığım yıl, henüz stajyerken bir kursa katılmıştım. O kursun son günü de Ankara’dan hizmet içi şube müdürü gelmiş ve bizden de birkaç kişinin çıkıp değerlendirme yapmamızı istemişti. Yalnız bu kurs aslında en az 2 yıllık öğretmen olma şartı varken ben başvurunca kabul olmuş bir kurstu. Beni de sahneye çıkarınca konuşmamı yaptım. Şube müdürü bana soru sormaya başladı. Öncelikle kaç yıllık öğretmen olduğumu sorunca ilk yılım olduğunu söyledim. “Peki nasıl geldin bu kursa?” dedi. “Başvurmuştum, kabul oldu.” Dedim. O zamanlar Dyned zorunlu ve derslerde kullanmamız isteniyordu. Ben de kullanıyordum. Ancak çok sorunlar vardı o yıllar sistemde. Dyned ile ilgili ne düşündüğümü sordu bana. Ben de “Derslerim boşa gidiyor.” Dedim. Ben öyle deyince salon buz kesti. “Peki ne yapmalıyız hocam sence?” dedi bana. Ben de “Yeni mezunlar zaten donanımlı. Ama Dyned sistemine verilen para yerine sınıflara bilgisayar ve projeksiyon aleti konsa, öğretmenlere de ekip kurulup eğitim verilse bence öğretmenler Dyned’den daha iyi yapar bu işi. Ayrıca biz 16 ünite işliyoruz. Dyned 1 üniteyi 3 ay işliyor, başarıdan bahsediliyor. Bize de işlenecek az ünite verin. Biz de başaralım.” dedim. Salondan hala ses yok, kurs hocaları da gerildi. Ama hizmet içi şube müdürümüz bana “Teşekkürler Hoca Hanım. Güzel bakış açısı” dedi. Bilemiyorum belki zaten planlarında vardı ama ondan sonraki yıl, tüm İngilizce öğretmenleri 1 hafta eğitime alındı Türkiye çapında 🙂

  • Sizce İngilizce öğretiminde başarılı bir ülke miyiz? Kısa bir değerlendirme rica edebilir miyiz?

Bence İngilizce öğretiminde kişiye göre değişen bir ülkeyiz. Ben bu konudaki “Neden İngilizce öğretemiyoruz?” yaklaşımını yanlış buluyorum. Eğer öğrenci yeterince motive değilse, amacı yoksa, istemiyorsa biz bu ülkede hiçbir dersi düzgün öğretemiyoruz. Bizim bir şeyleri öğretmemiz tek taraflı olamaz. Eğer veli bilincindeyse, öğrenci bilincindeyse, öğretmenin de gayretiyle öğrenme gerçekleşir. Ancak veli hem çocuğum rahat olsun derse, öğrenci canım istemiyor derse bu iş sadece öğretmenin gayretiyle olacak bir iş değildir. İngilizce eğer öğretmen tarafından severek öğretilmeye çalışılıyorsa, öğrenci motiveli ve istekliyse, veli de öğrencinin evdeki ortamını sağlıyorsa başarılıyız. Veli her şeyi öğretmenden beklerse, öğrenci anlamıyorum deyip çaba göstermezse ya da öğretmen kendini geliştirmezse orada başarıdan bahsetmek olmuyor. Koşula, kişiye, ortama, okula göre değişiyor bu durum diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek ki öğretmen yok sayılmaya devam ederse, öğrenci ve veliden gayret beklemek yerine onları rahat ettirmek ön plana geçerse başarıdan söz edemeyiz. Bu sadece İngilizce değil her ders için geçerli.

  • İngilizce derslerinde eksikliğini duyduğunuz en önemli beceri hangisi ve derslerinizde en çok hangi konunun öğretiminde zorlanıyorsunuz? 

İngilizcede en çok konuşma ve yazma becerisinde zorlanıyorum. Çünkü konuşmak istemeyen bir öğrenciyi konuşturmak, yazmak istemeyen bir öğrenciye yazdırmak çok zor bir iş. Ama etkinliklerle üstesinden gelmeye çalışıyorum diyebilirim. En çok kelime öğretimi zor oluyor. Çünkü kullanılmadığında kelime çok çabuk unutuluyor.

  • Eğer karar verici mercii olsaydınız İngilizce öğretiminde neyi değiştirirdiniz?

Eğer karar verici mercii olsaydım bir kere kaynak kullanımını öğretmene bırakırdım. Konuları belirler ve kullanacağı kaynağı öğretmenin belirlemesini isterdim. Konuları belirlerken de günlük hayatta kullanılabilecek az konu belirler, ama koştura koştura değil her yıl öğrenerek geçirmeyi daha ön planda tutardım. Şu anda neredeyse ortaokul bittiğinde yeniden başa dönüyoruz 9. sınıfta ve ona rağmen öğrenciler hiçbir şey bilmiyor gibi davranıyor. Çünkü sadece test odaklı oluyorlar. Halbuki her yıl az konu olsa tekrar ede ede öğrenci zaten öğrenecek. Diğer yıl da yeni konuları üzerine koyarak gitmeliyiz. Ama biz şuan her kademede her konuyu işliyoruz neredeyse hepsi de yarım yamalak kalıyor.

  • Pandemi süreci İngilizce derslerinizi nasıl etkiledi?

Pandemi süreci en çok etkileşimi azalttı. Öğrenciyi kameradan bile olsa görememek açıkçası bazen kendi kendime konuşuyor gibi hissediyorum. Başlarda daha çok zorlandım ama daha sonra durumu kabullenip kendimi adapte ettim. Şu an alıştım ve iyi gidiyor. Yine de karşımda öğrencilerimi görebilsem daha mutlu olacağım ama yasak olduğu için sadece sesle idare ediyorum. Anlatımlarımı yapıyorum. Web 2 araçları kullanarak neler yapıyorlar görmeye çalışıyorum.

  • Web 2.0 araçlarının derslerinizdeki yeri nedir, öğrencileriniz bu araçlardan hoşlanıyor mu?

Web 2 araçlarını ben ilk öğretmenliğe başladığımdan beri kullanırdım aslında. Öğrencileri ödüllendirme için classdojo uygulamasıyla başlamıştım. Sonra yeni araçlar öğrendikçe ve akıllı tahtalar da geldikten sonra çok eğlenmeye başladım. Hem ben zevk alıyorum hem öğrencilerim. Onlara ödevlerinde kullanabilecekleri araçlar öğretiyorum hem, hem de kendim eğleniyorum. Daha etkili olduğunu hissediyorum. Bu yıl da eTwinning projeleri de olunca bu işi daha da hızlandırmış oldum. Onlar bazen bana öğretiyor, ben onlara. Karşılıklı bilgi alışverişi yaparak güzel şeyler öğreniyoruz.

  • Çocuğunun İngilizce öğrenmesini isteyen ebeveynlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Çocuğunun İngilizce öğrenmesini isteyen ebeveyn çocuğuna kısa videolar izletebilir. Ama aşırıya kaçmadan tabi. Bir de çocuğun ilgisini çekiyorsa devam etmeli. Zaten bilgisayarı her çocuk seviyor. Az çok İngilizce kelimelere aşina oluyorlar. Küçük basit cümleleri çocuğuyla konuşabilirler karşılıklı.

  • Derslerine etkileşim, oyun ve eğlence katmak isteyen diğer İngilizce öğretmenlerine kullandığınız Web 2.0 araçlarından hareketle ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Bazen bizim ne kadar uğraşsak da kurmayacağı cümleyi oyun olunca istekli olan öğrenciler oluyor. O yüzden olabildiğince farklı araçlarla derslerimizi zenginleştirirsek çok daha rahat ve eğlenceli ders işleniyor. Hem kendimizi rahatlamak için hem öğrencilerin eğlenceli derse katılması için farklı araçlar olmazsa olmaz. Hatta bir öğrencim ben classdojo’yu kullandığım için bana hep “Hocam siz işinizi biliyorsunuz.” Derdi. Çünkü orada tahtada adı görünen öğrenci derse kalkmış oluyordu ve ben parmak kaldırtmıyordum. O yüzden pür dikkat tüm öğrenciler tahtada kim çıkacak ona bakardı. Derste mecburen dikkatlerini toplamak zorunda kalırlardı. Dikkatini verdiği zaman zaten her öğrenci az ya da çok bir şeyler kapıyor derste. O yüzden bir teknik işe yaramıyorsa o sınıfa uygun tekniği bulmaya çalışmak işimizi kolaylaştırabilir.

  • Takipçilerinize birer film, kitap ve belgesel önerecek olsanız neyi tercih ederdiniz?

Ben çok kitap okurum ve o yüzden çoğu kitabı unutuyorum. Ancak benim hep düşündüğüm bir konuyu işlediğinden dolayı Zehra Tezvaran’ın “Eylül’ün Seçimi” ve “Dişidir Mayıs Ayı” kitaplarını mutlaka okumalarını tavsiye ederim. “İyilik bul, iyilik yap” filmini tavsiye ediyorum. Beni çok etkileyen hoşuma giden bir filmdi. Belgesel olarak da yine çok etkilendiğim Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu bence izlenmesi gereken bir film.

Sema Türkmen Büyükkeçeci hocamızın İngilizce Konu Anlatımlarına, Kelime Oyunlarına, Ders Afişlerine ve Sunumlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Yorumlar

eTwinning Webinar Duyurusu | eBabil

[…] ile ilgili bilgilendirme yapmak ve eBabil projesini tanıtmak için gönüllü öğretmenlerimizden Sema Türkmen Büyükkeçeci bir söyleşi etkinliğine katılacaktır. 14 Ocak Perşembe günü Zoom üzerinden düzenlenecek […]

İngilizce Meraklıları İçin Youtube Kanal Önerileri: Sema Türkmen Büyükkeçeci - eBabil

[…] yandan Sema hocamızla yapılan röportaja buradan; diğer eBabil öğretmenleriyle yapılan röportajlara ise yine buradan ulaşabilirsiniz. […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir